Hayatın Kaynağı - Ayn Rand

Bu benim en zor ve en keyifli yazılarımdan biri olacak diye tahmin ediyorum. Kitabı ilk bitirdiğimde, iki gün önce, o kadar heyecan doluydum ki milyonlarca kelimem var gibiydi. Şimdi ise sakin, dingin bir şekilde kendimi ifade yolları arıyorum. 

Uzun zamandır bir şey yazmamıştım. Pek okumamıştım da. Ruhsal bir çökkünlük hissediyordum ama gerçek bir depresyon yaşamayı bile beceremiyordum. Hayır, yazmayışımın, okumayışımın sebebi depresyon falan değildi belki ama kendimi, inancımı kaybedişimdi. Bir şeyleri kaybettiğim kesindi yani. Bu kitap kaybettiğim şey ne ise bana geri verdi demiyorum. Bir kitabın işlevinin bu olduğunu düşünmedim hiç bir zaman. Ama Fi, Çi, Pi serisinde adını gördüğüm, basımı olmadığı için de pdf olarak masaüstümde bulundurduğum 831 sayfalık bu tuğla gibi kitabı bu ruh halinde iken nasıl okumaya karar verdiğime ben de anlam veremiyorum. Eğer kaderin varlığına kanıt ararsam günün birinde benim için o kanıt çoktan bulundu. Hayır, roman olduğunu bile sanmıyordum. Felsefik, kaliteli, anlamlı ancak sıkıcı diye düşünüyordum. Pdf olmasına rağmen 3 günde sular seller gibi okuyacağımı hiç beklemiyordum. 
Benim için öneminden bahsetmek istiyorum önce. Bu kitap benim bir gün yazmak istediğim kitap. Bu kitap bir gün söylemek istediğim şeyleri yıllar önce söylemiş olan kitap. Bu kitap şu andan sonra en sevdiğim kitap. 
Bir gün tüm dünyaya söylemek istediğim şeyleri bana tam da inancımın, benliğimin sarsıldığı bir anda söylediği için ne kadar teşekkür etsem azdır. İlk kez bir yazarla tanışmış olmayı gönülden ümit ettim ancak bunun artık mümkün olmadığını öğrendim. Yine de onunla daha çok konuşma fırsatım olacak, geride bıraktığı her bir satırı tüketene dek. 
Tamam ana fikri sevdim ama bu kadarla bitmiyor tabi. Kitap felsefi derinliğe sahip, anlamlı, sorgulayan ve sorgulatan bir roman. Roman olması avantaj tabi ama okurken böyle bir romanı yazmak için çok şey bilinmesi gerektiğini anlıyorsunuz. Ve tabi tek bir satırı bile sıkıcı değil. Yazar bunu nasıl başarmış? 831 sayfalık felsefi bir romanı nasıl sıkıcı olmaktan kurtarmış? Hiç bir fikrim yok. Yani kitapta normalde bir günde yüzlerce sayfayı okumama neden olan unsurlar yoktu. Ne tutkulu bir aşk, ne aksiyon, ne heyecan dolu bir kurgu. Belki anlamak isteği olabilir. Günümüzde yazılan ve bir çırpıda biten çerezlik romanlarla hiç bir ilgisi yoktu ancak onlar kadar bağlayabiliyordu kendine. İnsan bir türlü çekemiyordu gözlerini. 
Karakterler kesinlikle enfesti. Enfes bir ustalıkla yaratılmış, adeta yanımızda nefes alan varlıklardı. Ne birine kızdım, ne birine üzüldüm. Anladım sadece. Satırları içerken ümit ettim. Ama yazarın istediği, anlattığı şey ümit de değildi aslında.
Dili olması gerektiği gibi yalın, edebiyat yapma çabasından uzak ancak "kaliteli" kelimesi ile ifade edilebilecek gibiydi. Doğaldı ve anlaşılıyordu. Sırf ben kaliteli bir kitap yazdım mesajı vermek için her cümle üzerinde düşündüren, kapalı bir anlatımı da yoktu. En sonunda Roark'ın monoloğunu biraz uzatılmış buldum o kadar. Romanın kurgusundan çok yazarın düşüncelerini ifade edebilmesi için konulmuş gibiydi. Bu da bir günah sayılmaz tabi. 
Kendinizi bulmanız için değil kendinizi neden bulmanız gerektiğini hatırlatmak için yazılmış bir kitap gibiydi. Kişisel gelişim kitaplarına karşı bir insan olarak kişisel olarak geliştiren bir kitap olarak görüyorum. Şiddetle tavsiye ettiğimi anlamışsınızdır. Okuyun ve kendi fikirlerinizi edinin. Benimle paylaşırsanız da ayrıca mutlu olurum tabi.

2 yorum:

  1. Lezzetli bir yorum yapmışsınız çok hoş fakat İnternet de sahaflar da bulamadığım 831 sayfalık bu tuğla gibi olan pdfinizi rica etsem benimle de paylaşır mısınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. pdf olarak bulmak çok zor değil aslında. şu an telefonumda yok. eğer bulamazsanız daha sonra tekrar hatırlatın. yardımcı olurum. 😁

      Sil